15 Haziran 2015 Pazartesi

Okulsuz Eğitim Üzerine Düşünceler 5: Türkiye Gerçekleri


Video, İstanbul'un Kuşçuları belgeselinde Arnavut Şevket isimli kuşçu abimizin konuştuğu dakikaları derleyen bir video. Arnavut Şevket, Üsküdar doğumlu meşhur kuşçulardan biri, İstanbul'da tanınır, bilinir. Bu videodan sonra maalesef farklı bir meşhuriyet kazandı, Çipetpet Abi diye tanınıyor. Videoyu yine atlaya atlaya izleyebilirsiniz, zaten niçin buraya koyduğum anlaşılacaktır. Ve ben yine soracağım: Okul sizin çocuğunuza -herhangi bir alanda- bu abimizdeki tutkuyu verebilir mi?

Bir iki ay kadar evvel okulsuzluk mevzusunu açtığım okul çağında çocuğu olan bir dostum: " Yahu biz de çok tedirginiz, ne yapacağımızı şaşırdık okulla ilgili. Ama eşim en sonunda dedi ki: 'Biz de bu ülkenin okullarında büyüdük, ne oldu? Sonuçta bir yerden sonra maddi ve manevi kaçabilmeyi başardık.' Böyle düşünüp rahatlıyoruz şimdi"... Bu cümle üzerine de çok düşünüyorum, hakikaten kaçabilmeyi başardık mı? Biraz da bunun muhasebesini yapayım:

Üniversitedeyken tamamen özel bir kursta dersler verirdim. Kursun talebeleri bir takım sebeplerden ilkokuldan sonra okulsuz yetişmiş arkadaşlardı. Çoğunun yaşı 18 üstü... Ben dil dersi verirdim, başka hocalardan da başka dersler alırlardı. Bu arkadaşlarda beni en çok şaşırtan şey: müthiş sorgulama kabiliyetleri ve sorularının gücüydü. Karşılarına kim çıkarsa çıksın merak ve hayretle sorular sorarak ne öğrendiklerinin iyice idrakine varmaya çalışıyorlardı.

Yazıyı yazarken, hazır okulsuz eğitimle büyümüş arkadaşlardan bahsettim, hepsi dışarıdan liseyi tamamladı, bazıları üniversite okuyor, neden onlara sormuyorum diye düşündüm. İçlerinde bir tanesi, halen benim okuduğum fakültede örgün eğitime devam ediyor. Aradım ve sordum: " Bu kıyası en güzel sen yapabilirsin. Sen diğerlerinden farklı mısın? Fakülteden ne umdun, ne buldun?" Diyalogumuzu hatırladığım kadarıyla ve onun izniyle buraya ekliyorum:

- Hocam, şöyle söyleyeyim, fakültedeki arkadaşlarla aramda büyük bir fark olduğu muhakkak. Ama bu okulsuz bir geçmişten gelmemle mi alakalı yoksa yaş itibariyle onlardan büyük olduğumdan mı bilmiyorum.

- Yaş değil de yaşanmışlıklar diyebilir miyiz?

- Bilmiyorum Hocam, yaşı da göz ardı etmemek lazım. Çoğuyla aramda 6-7 yaş fark var. Ama tabi ben 24 yıllık hayatıma pek çok tecrübe sığdırdım. Bir kere ciddi bir vakıf tecrübem var. (Arkadaşlara ders verdiğim kurs bir vakfa bağlıydı ve arkadaşlar bu kursu bitirince vakfın çeşitli kademelerinde çeşitli görevler üstleniyorlardı. O da vakıfta aktif öğretim teknikleri üzerine çalışıyormuş.) Onlarsa liseden mezun olup kendilerini fakültede bulmuşlar.

- Peki ne gibi farklar var?

- Bir kere ben neyi ne kadar öğrenmem gerektiğini çok iyi anlıyorum. Onların derdi daha ziyade her şeyi öğrenmek, sınavlardan her seferinde 100 almak. Gerçekten de her şeyi öğreniyor ve biliyorlar. Ama bir mecliste, hatta internetteki grubumuzda ilmî, güncel herhangi bir konuda tartışma açılsa görüyorum ki yorum yapmaktan acizler. Çoğu hiç sesini çıkarmıyor bile. Bazıları tartışma adabından habersiz. Edindikleri bilgileri yorumlayıp bir fikir üretemiyorlar.

- Evet neyi niye öğrendiğinizi idrak etmeye çalışmak benim de farkettiğim bir özelliğinizdi. Başka?

- Bir diğeri fakülteye geldiğimde "Aman Allah'ım işte profesörler, hocalar, ne kadar da harika" gibi bir hisse kapılmıştım. 3 ay sonra büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Çok kıymetli hocaların yanında artık derslerine girmek istemediğim pek çok hoca mevcut. Lakin diğerleri her şeyi öğrenme derdinde kimin ne olduğunun ayırdına varamıyorlar. 4. sınıfa gelip hala "ayılamayan" var.

- Peki geçmişe dönüp baktığında ne görüyorsun?

- Bizim derdimizi biliyorsun, çok sıkıntı çektik Hocam. Bir sürü mücadele verdik. O dönemden en çok hatırladığım şey özellikle genel kültür konularında dışarıda yaşadığım eziklik duygusuydu. Böyle konular açıldığında genellikle susmayı tercih ederdim. Sonra üniversiteye hazırlanmak için dersaneye gittim, bu bilgileri öğrendim ve rahatladım.

- Sizin eğitiminiz bu yönde olmadığı için böyle hissetmen normal. Belki birileri size kapılar açsaydı genel kültür dediğin konularda da çalışmalar yapsaydın hiç bu sıkıntıyı yaşamayacaktın.

-Elbette hocam, mesele bu zaten. Bu konuda bir yönlendirme olmadı, böyle bir eğitim almadık. Bir de kendi kendine öğrenmek biraz mücadele istiyor. Mesela ben bir hocadan öğrenirken daha rahat anlıyorum, dersi derste öğrenmek kolayıma geliyor. Yıllarca kendi çabalarımızla öğrenmeye çalışırken çok yorulmuşuz.

- Peki yine soracağım, geri dönüp baktığında okullu olmak ister miydin?

- Sanırım sadece üniversiteye vaktinde gelmek isterdim Hocam.

Arkadaşın söyledikleri dikkat değer. Bu arkadaşlar belli sebeplerle okula gitmemiş, önce kendi kendilerine sonra kendileri için hazırlanan bir müfredat içinde eğitim almışlardı. Belki bu yüzden "genel kültür" olarak adlandırdığı bir takım şeylerin eksikliği sebebiyle hayata karışırken sıkıntı yaşamışlardı. Onların özel durumunda pek çok sebep saymak mümkün. Ama okulsuz eğitimin ne olmadığına dair bize bir fikir verebilir belki bu durum...

Öte yandan kendisinin de farkettiği merak ve hayreti unutmamanın, ayıklayıp posasını atmanın, kuru bilgiyi yorumlayarak eyleme dönüştürebilmenin önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Bu arkadaşlarla çalıştığım dönemde Robert Kolej'de okuyan, yaşı onlardan çok az daha küçük bir özel ders öğrencim vardı, çok kapasiteli bir arkadaştı, ne söylüyorsam alma derdinde derste eli ayağı birbirine dolanırdı. Bir gün dayanamayıp: "Hocam özür dilerim, okulda ders dili İngilizce, sizin yanınıza gelmeden önceki son derslerim ise Almanca. Buraya geldiğimde hem çok yorgun oluyorum, hem de kafam karışıyor, bocalıyorum", dedi. Bilmiyordu ki ben de Türkiye'nin en iyi okullarından birinde okuyan öğrencimle, zorunluluktan okulsuz eğitim alan arkadaşlar arasındaki bu müthiş farkı anlayamıyorum, bocalıyorum. Burada bir kabiliyet eksikliğinden bahsetmek mümkün değil, bu bir tavır meselesi.  Kolejli arkadaş bu dili öğrenmek istiyorsa ağzımdan çıkan her şeyi bilmesi gerektiğini düşünüyordu, gerisinin önemi yoktu.

Sonraları bu durumu çok sorgulamıştım. Ne öğrendiğimin, niye öğrendiğimin, nasıl öğrendiğimin farkında olmadığım zamanlarda dersleri sorgulayan arkadaşlarım olurdu yanımda. "Yahu bu bilgi bizim ne işimize yarayacak"cılar; "Geç bunları Hocam, bizim kafamız bu kadar karışık değil"ciler... Ben de içten içe bu arkadaşlara hep kızar; "bir bilginin illa gündelik hayatta bir karşılığı mı olması lazım" yahut "kafan karışık değilse biraz karışsın, belki iyi gelir", gibi laflar ederdim.  Bana göre "okulun ya da öğretmenin bir önemi yoktu, mesele konunun özünü kavramaktı. Mesele öğrenmeye tutkun olmaktı. Öyleyse hata bizdeydi, okulda değil. Bizler tembelliğimizden şikayet etmeye çok meyilliydik, oysa bize ne öğretilirse kaparsak bunu kendi yararımıza dönüştürebilirdik." Hasılı kolejli öğrencimin hastalığı bende de vardı. Ama sonra bir şey oldu, dünyayla ilgili, çok teknik, teorik meselelerde bile okulda aldığım derslerin, bırak gündelik hayatı benim zihinsel dünyamda bile bir karşılığı olmadığını farkettim. Ben bana anlatılan bu şeyleri merak bile etmiyordum ki! Merak etmeyi unutmuştum. Ben bunların işleyiş biçimine hayret etmiyordum ki! Hayret etmeyi unutmuştum. Merak ve hayretsiz öğrenme tutkusu olur mu?

Herhangi bir şey, ilkokuldan itibaren önce kabaca, sonra giderek geliştirilerek şırıngayla enjekte eder gibi salt bilgiye dönüştürülmüş kafamda, normalleştirilmiş ve hayattan koparılmış; dahası sürekli aynı şeyler tekrar edilmiş, üstüne merakımı uyandıracak tek bir şey söylenmemiş. Bu o kadar genel bir kural ki geri dönüp baktığımda okulda neredeyse hiç şaşırdığımı hatırlamıyorum. O kadar katı, kuru ve zevksiz bir süreçti ki bu, sonraları merak ve hayreti keşfettiğimde sırf heyecanlanabilmek için uç noktalara savruldum. Merak ve hayretimin giderek artmasını istercesine inadına inadına alakasız şeyler okudum durdum. Uzun süre fikrî anlamda sınırlarda yaşadım. Sınırlarda yaşayınca tutkunuz olmaz, sadece heyecanınız olur ve bir gün söner gider. Tutku istikrarlıdır. Hasılı okulun benden çaldığı bu şeyleri geri kazanmam ve yolumu bulmam uzun yıllarımı aldı, hala da tam olarak geri almış değilim ve düşünüyorum: Acaba gerçekten kaçabildim mi?

Yolunu çizmek, ona tutkuyla bağlı olmak, keyifle devam ettirmek, gittikçe derinleşmek, derinleştikçe huzura ermeye başladığını hissetmek, bazen düşüp yeniden başlamak, bazen bir ayrıma gelip tercihler yapmak ama hep içinde bir şeylerin daha iyiye doğru gittiğini hissetmek; siz hiç okulda böyle şeyler hissettiniz mi? Ben hep kafası karışıktım okulda, hep isyankar, hep bunalımda, hep daldan dala atlayan, hep bir şeylerin eksik olduğunu hisseden, düştüğünde kalkmakta güçlük çeken, yol ayrımında ne yapacağını şaşıran ve bir türlü huzur bulamayan... Bütün bunlara rağmen diyelim ki bir yerden sonra kaçabilmeyi başardım, artık değişmesi gereken bir şeyler yok mu?

Dünya zorluklarla dolu bir yer... Bazıları salt mücadele olduğunu iddia ediyor. Bazıları imtihan... Hatta bazıları anlamsız. Bir şekilde önünüze engeller çıkıyor ve aşmak zorunda kalıyorsunuz. Bir şekilde kendinize giden yolun önü kesiliyor, başka yollar bulmak zorunda kalıyorsunuz. Bu tarih boyunca böyle olmuştur: ata kültürleri, savaşlar, zalimler, ideolojiler, sistemler, gelenekler, insanın kendi gafleti... Ama sanırım her geçen gün şunu daha iyi farkediyoruz: Dünya giderek daha iyi bir yer haline gelmiyor. Her geçen gün bir şey daha anlamını yitirirken, inandığımız değerler her ne ise, insan olmak için ne gerektiğini düşünüyorsak onlara sahip çıkmamız gerekiyor. Buna bir sistemle mücadele gibi bakmaya bile gerek yok, bu kendimizin varolma yolculuğu... Bizim varoluşumuz çocuklarımızın varoluşuyla daha anlamlı hale gelmiyor mu? Bizim kaldığımız yerden onların devam etmesi için çabalamak varken, neden onların da ta en başından başlamasına müsaade edelim? Belki onların yitip gitmesine izin vermemekle kendi yitiklerimizi de bulma fırsatı buluruz, ne dersiniz?

2 yorum:

  1. Süper bir yazı. Emeğinize kaleminize sağlık. Bu okulsuzluk yolculuğunda rehber niteliğinde, neden diye sorgulandikca, yoruldukça, çıkmaza dustukce dönüp dönüp okunulasi, satır satır dusunulesi, hayata geçirilesi.. teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim. sizin yorumunuzu görünce yazıya göz gezdirdim de tekrar okulsuz yazıları yazmam gerekebilir. çocukla birlikte ben de okulsuzlaştıkça baktığım yerler de değişiyor, okulsuza sebep çoğalıyor...

      Sil