- Canın pilav çekti değil mi Olric?
- Ben pilav sevmem efendimiz...
Bazıları herhangi bir metinde dipnot gördüğünde içleri sıkılır, kitabı okumak istemezler. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Dipnotlu metinler genelde akademik üslupla yazılmış metinlerdir, dipnotlu metinleri okuması ve takip etmesi zor olabilir, bazı metinlerde dipnotlar metinden daha önemli olabilir ama insana o küçücük yazıları okumak ağır gelir falan filan. Bir açıdan haklı sebepler... Ama ben dipnot severim. Dikkatimi çeken bir paragrafta mutlaka kaynakça dipnotuna bakarım, metin içinde ayrık otu gibi duracak olduğundan dipnota sıkıştırılmış ayrıntıları okumayı severim ama en çok dipnot takibini severim. Alıntının kendisinden yahut yorumlanmış halinden emin olamadığım durumlarda kaynağa gidip alıntıyı bir de kendi gözümle görmek isterim. Dipnot üzerinden okuma listesi yapmayı severim mesela, dipnotla gittiğim kitap başka bir dipnotla başka bir kaynağa gönderir beni, listeler listeleri doğurur. Bir nevi bulmacaya döner bazı araştırmalar, keyifli olur.
Bu yazının konusunu oluşturan tarifin hikayesi de böyle. İki hafta önceki iş mülakatına çalışırken rastladım bu tarife, Süleyman Mollaibrahimoğlu tarafından hazırlanan Yazma Eserler Terminolojisi adlı kitapta. Sadeleştirilmiş şekilde latin harflerine çevrilmiş, dipnotla Süleymaniye'deki kayıt numarası belirtilmişti. Yalnız tarif, fevâidler arasında gösterildiğinden fazlasıyla merakımı celbetti. Acaba bu tarif ne tür bir kitabın kenarına fevâid olmak üzere yazılmıştı? Hayır, istediğin kadar hayal kur: İbn Sinacı bir metin okurken karnı acıkıp canı pilav çeken adam, elinde kitabıyla bir akrabasına gitmiş, tadı damağında kalan pilavın tarifini ileride "Hanım pişirir" deyu tefsir kitabının kenarına iliştiren medrese öğrencisi, oo-hhooo...
Metni elde ettim. Dipnot doğru, hakikaten doğru kayıt, doğru sayfa: işte Susuz Pilav tarifi karşımda. Yalnız fevâid gibi durmuyor. Malumdur ki fevâid, yazma eserlerde sayfa kenarlarında veya başta-sonda hasılı asıl metnin dışında ve metnin konusundan bağımsız tutulmuş küçük notlardır. Bazen bir evladın doğum kaydı, bazen bir atasözü, bazen bir şiir, bazen bir ilaç tarifi vs. olabilir. Ancak bu eser içinde bir fevâidden bahsetmek mümkün değil. Zira eser, baştan aşağı notlarla dolu bir günlük, bir not defteri... Bir nevi eserin kendisi fevâid... Üstelik öyle alelade bir insana ait de değil. Eserin başındaki Mecmua-yı Bâ-hatt-ı Tokadî Emin Efendi Kuddise Sırruhu şeklindeki ifadeden de anlaşılacağı üzere, defter 18. yüzyıl Nakşıbendî şeyhlerinden Mehmet Emin Tokadî (1664-1745) Hazretleri'nin bizzat kendi eliyle yazmış olduğu notlardan oluşuyor. Notlar içinde neler yok ki! İlaç tariflerinden dualara, çeşitli ayet ve yahut beyt şerhlerinden yemek tariflerine, bazı mektup kayıtlarından güfte ve şiirlere...
Kitap üzerinde hayal kurma ümitlerim suya düştü. Artık tarifin, o kitabın kenarına niye/nasıl yazıldığına dair hayaller kuramayacaktım. Ama işte kendim hiçbir zaman denemeyecek olsam bile belki deneyecek olan insanlara anlatabileceğim bir susuz pilav tarifim var artık:
Susuz Pilav
İbtidâ bir iki piliç ya tavuk ya kuzu eti mikdar-ı kifâye tedarik olunub mu'tedilce doğrayub matlûb olunan kadar pirinci yıkayub mezkur etle mahlût tencereye konulub kifayet edecek kadar ruğan-ı sade (sade yağ) ve sakız ve tuz ve tarçın ve üç beş karanfil ve kakule koyub tencerenin ağzını muhkem hamurlayub küllü nerm ateş (hafif küllenmiş kor ateş) üzerinde tabh oluna. Lâkin be-şart-ı ân ki ateş gayrı mahalde yanub kürek ile gâh u bîgâh sönmemek için tencerenin altına peyderpey vaz' oluna. Üç dört saat mikdarı vakitte gayet latîf olur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder