Elbette annelik ve iş hayatı konusunda başka tercihler yapmak mümkün... Bakıcı ve kreş alternatifleri halihazırda en çok yapılan tercihler. Ancak bugünlerde başka bir ihtimalin üzerinde ciddi ciddi düşünmeye başladım. Önce akademisyen bir arkadaşımın henüz 6 aylık bebeğiyle her gün işe gittiğini öğrendim. Ardından da İstanbul'da avukat bir anne çocuğu kucağında duruşmaya girdi ve şu açıklamayı yaptı:
Zannediyorum Avukat Hanım'ın hareketi dikkat çekmeye yönelik. Ancak açıklama daha dikkat çekici benim gözümde. Çocukla birlikte işe gitme ihtimalini bu açıklama üzerinden sorgulamak istiyorum:
Avukat Hanım problemi iki açıdan ele almış: fiziksel imkan-sızlık-lar ve annelerin cesareti...
Fiziksel imkanlar konusunda konuşmak gerekir mi gerçekten? Zira ben başlarsam bir daha susamayabilirim. Önceki yazıda oğlanla sokağa çıkmanın ne büyük problem olduğundan bahsetmiştim. Ancak devletin, belediyenin, insanların size sunabileceği fiziksel imkanların ülkemizde nasıl da imkansızlık haline geldiğine değinmemiştim. Çocuğu emzirmek, altını değiştirmek, yeri geldi üstünü değiştirmek, hasılı çocukla beraberken dışarıda dağıldığınızda kendinizi ve çocuğu toparlayabilmek için kaç yer biliyorsunuz? Kafe ve restoranların çoğunda böyle bir imkanınız yok, olsa bile bunun için girmeye utanırsınız/cesaret edemezsiniz çoğu zaman. Onlarca personeli bulunan devlet kurumlarının? Öyle bir şeyi aramayın bile. Benim en dikkatimi çekeni söyleyeyim: camiler? Çocuklu bir kadının sokaktayken en sık karşılaştığı, kimseye ait olmayan, kimseden izin istemek zorunda olmadığınız, üstelik tuvalet imkanının zorunlu olarak bulunması gereken sosyal yapılar camiler... Bir tanesinin umumi tuvalet ve abdesthanesinde bebek bakım odası gördünüz mü?
Lafı uzatmaya lüzum yok. Fiziksel imkansızlıklar sadece iş yerlerinin çocuk oyun odaları, bebek bakım odaları olmaması ile sınırlı değil. Çocuklu bir kadınsanız her yerde sıkıntı çekersiniz bu ülkede. Bebek arabasıyla giderken kaldırımlarda bile...Bu yüzden her seferinde pratik çözümlerle kendi işinizi kendiniz görürsünüz. Bu konuda annelerin yaratıcılığına ve hayal gücüne hayranım... (Kendime de hayran olduğum bazı durumlar oldu:))
E tamam, anneler olarak fiziksel imkansızlıklar için sonuna kadar mücadele edelim etmesine de acaba biz kadınların çocuklarla sosyal hayata katılmaya cesareti var mı?
Avukat Hanım meseleye "Millet ne der?"ci kadın zihniyeti açısından bakmış. Her ne kadar düğün davetiyelerine "Evcil hayvan getirmeyin" dercesine "Çocuksuz gelin" yazacak kadar öküz bir millet olsak da, bana göre bu mücadelede "başkaları" zurnanın son deliği. Sosyal hayata/ iş hayatına çocuğuyla birlikte katılmaya karar vermiş bir annenin son düşüneceği şey milletin ne düşüneceği olsa gerek. Tamam, elbette siz çocuğunuzla boğuşurken çevrenizdeki insanların size bakışlarından rahatsız olabilirsiniz. Bir arkadaşımla bir kafede otururken, oğlan sohbeti sık sık böldüğünde arkadaşıma karşı mahçup olduğumu bilirim mesela. Ancak bu bizim kafamızdaki sınırlarla ilgili.. Bizim "mükemmel" olma arzumuzla... Oysa öyle bir şey yok: çocuk ağlar, zırlar, bağırır, işer, altına yapar, kusar... Allah aşkına sizin de bazen bağırasınız gelmiyor mu: "Evet, çocuğum var ve ağlıyor, ne yapayım öleyim mi?"
Diyeceksiniz ki iş yeri bir kafe olmadığı gibi orada yapılması gereken de sohbet değildir. Amiri var, memuru var, kırk bin türlü akıl öğreteni olacaktır. Bu noktada Avukat Hanım zaten kaydı koymuş: işi elverenler... - Ki işin elvermesi meselesi sadece iş açısından değil, çocuk açısından da düşünülmesi gereken bir şey.. Adliyede büyüyen bir çocuğun şahit olacağı şeyler hususunda tartışabiliriz mesela...-
Ama biraz hayal kurmanın kimseye zararı yok: Diyelim ki çocukla beraber gitmeye son derece elverişli bir işte çalışıyorum. Amirlerin konuyla ilgili bir tepkisi yok. Olsa da onları bertaraf edecek ve diğer hiç kimseyi takmayacak kadar cesurum. Hatta fiziksel imkanlar da mevcut, kanuna uyup bina içinde bebek bakım odası/kreş bulunduran bir yerdeyim, çocuğu uyutabileceğim bir mekan bile var. E peki onca iş güç arasında çocukla nasıl ilgileneceğim? Yahut çocukla ilgilenmekten işlerle uğraşmaya nasıl vakit bulacağım?
Ha haayy, diye koca bir kahkaha atarım size buradan. Cesaretimizi kıran şey bu mu yani? Allah aşkına iş yerindeki işler iş de, evdekiler değil mi? Biz her gün bir şekilde fırsatını bulup evi hale yola sokmayı, üstüne de yemek yapmayı beceremiyor muyuz? Çocuk sizi hangisi hususunda engelledi?
Varsın iş yerinizdeki performansınız da düşük olsun bir iki yıl? Ne olur? Çocuklarınızla haftasonuna sıkışmış hayatlar yaşamaktan daha mı çok sıkacak sizi? Bu sistemin içinde, amire de, diğer bütün herkese de "He heeeyyttt, ben anayım uleyn" diye bağırma hakkımız var. "Madem mesaide bulunma zorunluluğum var, öyleyse bulunurum... Ha bitirilmesi gereken işler var, o zaman ben de akşam çocuk uyuduktan sonraya sarkıtırım, sen de raporunu yarın alırsın... Amirler bize görev tanımımızda olmayan işler yüklerken adaleti düşünmüyorsa biz de çocuğumuz olması gibi tabi bir hal sebebiyle performansımızdan endişe etmeyiz anacım.."
Çok ütopik geldi, değil mi? Bence yanılıyoruz. Biz bunları söylemediğimiz için söyletmeyeceklerini sanıyoruz. Biz bu hayalleri kurmadığımız için onlar başka alternatifleri düşünmüyor. Biz anne olma ihtimali yüzünden işe alımlarda liyakat gözetilmeden geri plana itilen insan türüyüz arkadaşım, ta baştan "farklı"yız yani onların gözünde...Oysa biz anne olduktan sonra hala "diğerleri" gibi olmak için zorluyoruz kendimizi. Hayır, onlar gibi değiliz, olmak zorunda da değiliz.
Ya çocuklar? Onlar nasıl büyür böyle ortamlarda? Çocuk gerçekten evde daha mı rahat eder? Bana kalırsa çocuk nereye alışırsa orada rahat eder. Ev hanımları olarak akşama kadar çocuğun başında mı dikiliyoruz sanki! Biz değil miyiz dur şu çamaşırları asayım, dur şu yemeği yapayım, dur şu banyoyu akıtayım, diye diye gün içerisinde çocuğa doğru dürüst zaman ayırmayan anneler? Onun için önemli olan annesinin yanında olmaktır. En fazla "Annem süpürürken değil de, telefonda ciddi bir görüşme yaparken bana gülücük atar" imajı oluşur çocukta...Gerisi de Allah kerim...
Kanımca bu durumun anneleri en çok zorlayacağı dönem 12-18 arası yürümeye başlama ve ilerletme dönemidir. Biraz fazla peşinden koşturmayı gerektiren bir dönem. Sonrası ise ilk zamanlardan bile kolay hale gelecektir. Hayal kurdukça, "Neden olmasın?" diyesim geliyor hep. Örneğin, okul içlerinde öğretmenlerin derse girerken çocuklarını bıraktıkları bir bebek bakım odası neden olmasın? -MEB'in özellikle üstünde durması gereken bir konu, zira bunun olmaması kanuna aykırı- Teneffüslerde çocuklarıyla birlikte olurlar. Örneğin, memurlara işlerini görürken bir eliyle bebeğinin beşiğini sallama imkanı neden verilmesin? Özel sektör illa problem çıkaracaksa neden annelere homeoffice imkanı sağlamaya zorlanmasın?
Son söz, dışarıdan, insanlardan genellikle soyutlanmış dört duvar arasında büyüyen çocukların hali malum... Belki de onları olabildiğince sosyal ortamlarda büyütme ihtimalini düşünmeye başlamamız gerek...
Cesaret verici hap niyetine...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder