Uzun zamandır yazmak isteyip gerekli araştırmaları yapamadığım için ertelediğim bir mesele var. Araştırmam gereken husus aklımdakilerin sanat ve estetikle ilişkisi olduğundan ve aslında tam olarak bunu yazmak istediğimden meselenin diğer boyutlarıyla ilgili yazmak da istemiyordum. Lakin dün gece Şeyh Galip'ten açıldı konu, gelip dayandı şu meşhur beyte:
Hoşça bak zatına ki zübde-i âlemsin sen.
Merdüm-i dîde-i ekvan olan âdemsin sen.
Kainatın gözünün bebeği olan Âdem olmak'lık beni yine meselenin ortasına attı. Madem öyle, dedim, meselemi, yani şeş-ciheti, eşya ile hukuk üzerinden biraz anlatayım.
Şeş-cihet geniş konu, uzun ve anlamlı. Lakin özetle İslam düşüncesini Batı düşüncesinden, İslam sanatını Batı sanatından ayıran temel taşlardan biri. Batı düşüncesi, özellikle Kant'tan sonra kendini eşyanın tamamen dışında bırakıp karşısındaki "obje"yi, "objektif"lik adına en-boy-yükseklik şeklinde bir boyut algısıyla ele alıyor. Buna karşın İslam düşüncesinde boyutlar altı tane: üst, alt, ön, arka, sağ, sol... Şeş-cihet derler bu boyut algısı kadîm dünya görüşümüzün temellerinden birini oluşturuyor.
Kant'tan evvel Aristo mantığının hakim olduğu Batı düşüncesinde "kategoriler" nesnelere ait idi. Yani bir şeyin eni, boyu, yüksekliği, bulunduğu mekan vs. nesnenin kendisinin bir gerçekliği idi. Kant bu kategorilerin nesneye değil, insan zihnine ait olduğunu iddia etti. Bu, nesnenin insan zihninin tasavvurlarına göre değiştirilebileceği, yani nesneye hükmedilebileceği anlamına geliyordu. O gün bugündür bu düşüncenin sonuçlarını yaşıyoruz.
Batı düşüncesi, insanı merkeze aldığını; nesneyi "olduğu gibi" gördüğü, idrak ettiği ve mesela sanata öyle yansıttığını (perspektif) iddia ettiği bir çeşit Tanrıcılık oynayadursun, şeş-cihet algısının hakim olduğu diyarlarda insan, kainatın gören gözü olarak kendini onun bir parçası olarak kabul etmekte; idrak ederken, anlamaya çalışırken ve eyleme geçtiğinde bu temel üzerinden diğer varolanlar ile arasında bir hukuk oluşturmakta idi. Bir başka ifade ile şeş-cihet algısıyla dünyayla baktığımda eşya (insan dışındaki diğer bütün varolanlar); benim dışımda eni, boyu ve yüksekliği olarak orada öylece duran ve benim isti'mal, istismar, istihdam gibi her türlü kullanım hakkına sahip olduğum dışsal varlıklar değildir. Göz nasıl uzviyetin bir parçasıysa ben de kainatın bir parçasıyım ve eşyayı tasarruf ederken vücudun diğer bütün uzuvlarını düşünmek zorundayım.
Bu, hayatın her alanını kuşatan bir hukuktur: mimariye, sanata, edebiyata, gündelik yaşama, her şeye yansır. Eşya sağımda, solumda, önümde, arkamda, üstümde, altımda benim görebildiğim kadarıyla ama benimle aynı uzviyetin bir parçası ise mesela ben mimaride onun doğasını gözetmek zorundayım. 150 milyon yıl önce oluşmuş bir tepeye cami inşa ederken tepeyi tıraşlayabileceğimi ve böylece düz bir zemin yaratabileceğimi düşünemem. Bunun yerine Süleymaniye örneğinde olduğu gibi eğimli araziyle uyumlu kademe kademe aşağı inen basamaklı bir mimari yapı oluşturabilirim. Sanatta perspektif yerine minyatürü tercih edebilirim, çünkü minyatür benim dünyayı görme biçimimdeki sübjektifliğe dair bir işarettir, diyebilirim. Barınma ihtiyacımı gidermek için ev yapabilirim ama bunu yaparken yağmurun toprakla buluşmasını tamamen engelleyemeyeceğimi bilmeliyim. Eşya ile hukuku gözetmezsem onun bir parçası olarak kendimin de zarar göreceğini idrak edebilmeliyim.
Hatta yakın zamanda vefat eden, hareket etme zorluğu çektiği için oturduğu yerden sağına soluna bile dönemeyen bir efendinin uzun zaman bir tarafına doğru oturup bir pencereden dışarı baktıktan sonra odadaki diğer pencereden görünen defne ağacına bakarak:
- Bugün ona hiç bakamadım, belki alınır, diyerek etrafındakilerden o cihete doğru çevrilmesini isterken yaptığı gibi eşya ile hukukumu "edeb" dairesinde bile kurabilirim.
"-e bilirim" den kasıt anlaşılmıştır sanıyorum: yapmalıyım, yapmak zorundayım. Çünkü kainattaki diğer varolanlar gibi ben de bir varolanım; sadece insanım ama insanım, yani o varolanların göz bebeğiyim, onları korumak, kollamak zorundayım ki varoluşumun bir anlamı olsun, varoluşun hakikatini idrak edebileyim. Çünkü bunu sadece ben yapabilirim...
varoluşsal mı leyla?
YanıtlaSilyoksa leyla tüm bunlar,
başkası olmak için mi?
varoluşsal mı leyla?
YanıtlaSilyoksa leyla tüm bunlar,
başkası olmak için mi?