23 Ağustos 2015 Pazar

Geçici de Olsa Cevaplarını Bulmuş Dingin Yazı

Onbeş gün memleket havası aldıktan sonra türlü aksiliklerle dolduğu için kısa kestiğimiz bir tatil yaptım ve evime döndüm. Bir haftadır sıcak havalardan ötürü iznini evde tamamlamak isteyen eşim sebebiyle türlü sıkıntılar yaşadıktan sonra ( onbeş gün emekli baba tecrübesinin üstüne "evdeki koca" bildiğin sendroma dönüşüyor )  bu güzel ve dahi serin pazartesi sabahında tüm umudum ve enerjimle planlar yapıyorum. Hayatın yapılan planlara uymadığını bilecek kadar yaşadım ama kör bir kuyuya taş atar gibi yaşanmayacağını da biliyorum. Bu yüzden önümü görmek için birkaç otu budayıp "şunu şuraya, şunu da şuraya" demeyi severim. Bir arkadaşım bu özelliğimi "En sıkıntılı zamanlarda bile kafanda tak tak çözümlerin var" diye tarif ederdi. Hasılı hazır hissettiğimde plan yaparım işler yolunda giderse ne ala; gitmezse işler biraz aksar, hatta düğüm olur. Olursa olur ne yapalım; Allah sağlık sıhhat versin, tekrar yola koyuluruz elbet...

Memlekette en sık karşılaştığım soru: ikinci çocuk ne zaman, sorusuydu. Hatta bu aralar ağız birliği yapmışcasına her kesimden arkadaşımın cevabını beklediği bir soru... Herkese farklı cevaplar verdiğimi itiraf edeyim. İkincinin şart olduğunu düşünenlere farklı, hemen olması gerektiğini düşünenlere farklı, "birazdahabekle"cilere de farklı cevaplar verdim. Bunun sebebi biraz böyle konularda açıklama yapmaktan sıkılmam; biraz da kendimin de cevabı bilmiyor oluşumdur. Lakin son iki haftadır artık cevabı biliyorum: ne zaman hazır olacağımı, hatta hazır olup olmayacağımı ben değil, O bilir... 

Bu konuyu kendi içimde kapatıp önümdeki yola doğru başımı kaldırdığımda ise bazı planlar yapmam gerektiğini hissettim. İçimde büyüdükçe büyüdü niyetler, kurgular, kararlar; dolup dolup taşıyorum sanki. Son bir ay bu fikirlerin olgunlaşması, bu kararların içimde büyümesi için yaşanmış gibi hissediyorum. Evvela memleket; geçmişle hesaplaşma ve şu anki yolumun doğruluğuna hükmetme: Annem lisede tuttuğum, evlenirken baba evimde bıraktığım ama bir gün mutlaka alacağımı düşündüğüm günlüklerimi yırtıp atmış. İyi yapmış, iyi ki de öyle yapmış. Ferahladığımı hissediyorum. Yine otuz yıldır bana tek iltifat etmemiş olan annemden çocuk yetiştirme biçimimle ilgili övgüler almışım -aslında sadece benden kaynaklanan şeyler değil ama kimse kusura bakmasın, bazı şeyleri itiraf edip bu kadar yıl sonra gelen iltifatı geri çeviremezdim :))-, dinçleştim, kendime geldim.

Lakin sonra on gün boyunca yaşadığım bocalama; kendini ve oğlanı dinlemeyi gözardı ederek hiçbir şeyin yolun gitmeyeceğine ve biraz plan programın kimseye zararı olmayacağına dair kanı: oğlan Karadeniz'in çoğu zaman bağırmaya dönüşen yüksek sesle konuşma kültürüyle tanıştı. Maalesef eve taşıdığı bu "kazanım"la başedemiyorum, giderek gerildiğimi hissediyorum, patlamadan sakinleşmem gerek. Öte yandan bazı oyunlarımızdan ve konuşmalarımızdan oğlanla biraz daha planlı "takılabileceğimizi" keşfettim. Mesela artık temasına göre bazen alıp bazen almadığım Meraklı Minik Dergisi'ne abone olma zamanımız gelmiş gibi... Daha fazla hoplamaya, zıplamaya, tırmanmaya, tecrübe etmeye ve keşfetmeye ihtiyacımız var; nerede bulursak artık (Memlekette edindiği tecrübelerin üstüne büyükşehir dar geliyor biraz)... 

Ama bütün bunların ötesinde ben dağınıklık içinde yaşayabilen biri değilim. Bu yüzden evvela evin içindeki fazlalıklardan kurtulup yeri değişmesi gereken mobilyaları yeni yerlerine yerleştirdiğim; nerede ne var bilebilmek için köşeyi bucağı temizlediğim şümullü bir bahar temizliğine girişmek gerek... Mekan ferahlasın, ben ferahlayayım, arada oğlan halısız evde biraz eğlensin :) 

Son bir şey daha; belki çoğu insana bu gündelik blog yazıları boş geliyor ama bir şey söyleyeyim mi, bana kendimle ilgili çok değerli şeyler öğretiyor bunlar. Yazarken bir yandan şunu düşünüyorum: bir yıl evveline kadar heyecanlanmadan, kızmadan, şikayet etmeden, gerilmeden tek satır yazı yazamayan sen, bu kadar dinginken yazmayı başarabildiğine göre gerçekten değişiyor olmasın bir şeyler? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder