Kendi iç sesimi dinledikçe ihtiyaçlarım farklılaşıyor. Lakin bugüne kadar bilme ve anlama eylemi olarak kullandığım yöntemleri bir çırpıda silip atamıyorum. Atmak da gerekmiyor belki, bazıları çok köklü içimde, çok benden... Yahut henüz içimdeki sesin dilini anlamakta güçlük çekiyorum. Bu sebeple farklılaşan ihtiyaçlarıma isim koyma ihtiyacı hissediyorum hala. Elimi uzattığım yerde bulamıyorum onları her zaman. Böylece bir şeyin eksikliğini hissettiğimde onu tasvir etmeye başlıyorum:
- Bir şey arıyorum. zihnimi özgürleştirecek ve beni sistematik düşünceden akışkan düşünceye geçirecek bir şey.
- Zihnimi değil, ellerimi çalıştıracak bir şey.
- Beni yavaşlatacak bir şey.
- Bedensel hareket gerektiren işlerde çok hızlıyım, öyleyse otururken yapabileceğim bir şey.
Tasvirlerim bu kez ihtiyacıma geçmişten gelen bir isim koydu. Keyifle tecrübe ettiğim ama travmatik olarak uzaklaştığım bir isim: kanaviçe. Son derece keyif alarak işlerken, üstüste yaptığım hatalar sebebiyle duyduğum "Beceremeyeceksin bu işi, bırak artık" cümleleriyle bir kenara fırlatıp atmıştım kanaviçeyi. Şimdi yıllar sonra şu zamanlarda beni geri çağırıyordu.
***
Kanaviçe dükkanına girdiğimde yüzlerce motifle karşılaştım. Neredeyse her birine baktım, bazılarını inceledim, bazılarına karar verir gibi olup geri çekildim. Her seferinde travmam ağır basıyordu: bu çok zor, bunu beceremem/ hata yaparım/ hemen sıkılırım. Yeniden tasvirler belirdi kafamda: geometrik bir şey, renk değiştırmekle beni uğraştırmayacak bir şey, küçük; ben sıkılmadan bitiverecek bir şey. Derken şu motifle karşılaştım:
Bütün köşelerine rağmen ilk bakışta gözüme yuvarlak göründü görüme bu motif. Simetrik ve dairesel ve derli toplu, çıkıntısız, tek renkli, küçük ve kolay. Yine de uzun süre kararsız kaldım. İtiraf etmem gerekirse "Hala mı bu kadar sıkıcıyım?" diye düşünüyordum. Hala mı bu kadar net? Bu sesi dinlemedim, başlangıç seviyesi için makul bir seçim yaptığımı düşünerek eve geldim.
Motifi işlemeye başlayınca asimetrik kıvrımları olduğunu farkettim önce. Hoşlanmadım bu durumdan, işimi zorlaştırıyordu ve mükemmel görünmüyordu. Ama devam ettim, devam ettikçe elimin sürekli o asimetrik kısımlara meylettiğini, oraları yapmak istediğini, orada beni çeken birşeyler olduğunu hissettim. Sonra köşelerini farkettim, bu kadar keskin köşeleri ilk bakışta nasıl görememiştim?
İşledikçe farkettim ki kendi yolumu okuyorum onun üzerinde. Ruhumdaki bütün asimetrik uzantıları farkedişim, onlara meyledişim, onları ve onlarla beraber kendimi sevmeye başlayışım. Sonra ilk bakışta gözüme görünmeyen, yapmaya devam ettikçe iyice canımı sıkmaya başlayan, orada olmalarından rahatsız olduğumu hissettiğim köşeler: ezberlerim, standartlarım, önkabullerim... Bu motif yapabileceğime inandırmıştı beni ilk görüşte. Ben düşünerek seçim yaptığımı düşünürken aslında o beni kendine çekmişti. İşlemeye başladığımda ise geçmişe dönüp ilmek ilmek bugüne getirdi.
Şu an motiften azadeyim. İğne, onu işlerken hem motiften, hem travmatik geçmişimden azad etti beni. Özgür hissediyorum artık kendimi. İğneyle yakalayıp tutmak istediğim onlarca şey uçuşuyor şuralarda bir yerde. Beni hakikatime yaklaştırırken resmini hatıra olarak etaminin üzerine çizmek istediğim onlarca hayal...


