Ramazan'ın başından beri miskince bir koşturmaca peşindeyim. Miskince çünkü sürekli dinlenebilmek için fırsat kolluyorum, koşturmaca zira her gün oğlanın, evin, iftarın, sahurun, davetlerin, okumaların, yazmaların peşindeyim... Her geçen gün biraz daha bitkin düştüğümü ve en çok da kendime çok az vakit ayırabilmekten usandığımı idrak ettiğim şu sabah vaktinde " Varsın tamamen uykusuz kalayım bugün, okuyacağım arkadaş" deyu şu saate kadar ayakta kalmış vaziyetteyim.
Kararımdan hala emin değilim, yazıyı bırakıp her an uyumaya gidebilirim. An oluyor adamın yarın giyecek gömleği olmadığını düşünerek o gömlekle başlayacak bir ütü hikayesini asılı olanlar dahil olmak üzere ütülenmesi gereken her şeyi ütülemekle sonuçlanacak bir destana dönüştürmeye karar veriyorum, an oluyor şu bölümü bitireyim de gidip yatayım, sabah iki dakikada bir gömlek ütüleyiveririm, ne olacak, diyorum. Yine de okurken aklıma ve gönlüme biriken tüm anıları ve anekdotları kaydetmeden uyumak istemedim nedense... Kesin kararımı vermeden önce bu sayfayı açtım.
***
İnsan çocukken renkler daha belirgin, kokular daha keskin... Büyüyüp anıya dönüşünce bu yaşanmışlıklar, renkleri Amerikan filmlerindeki Meksika yahut Ortadoğu renklerine dönüşse de, kokuları hala burnunda oluyor. İki güzel kokulu anım vardır benim çocukluk yıllarıma dair. Biri annemin, diğeri babamın hatırası... Okuduğum kitap, aklımdaki ütüler, bir de Ramazan olmasından mütevellit katmerlenen sabah kokusu: çağrışımlar, çağrışımlar...
***
Çocukken sabahları kalktığımda bazen annemi oturma odasında ütü yaparken bulurdum. Özellikle pazartesi sabahları... Genelde namazdan sonra uyumazdı zaten ama bazen Kur'an okurken, bazen TV'ye bakarken oturduğu yerde "tartardı."* Lakin ütü yaptığı sabahlar, oturma odasına girdiğimde içeride nefis bir anne kokusu olurdu. Ütülenmiş çamaşırlar, ilk gözüme çarpan benim üniformam olmak üzere, kanepelerin üstüne düzgünce yerleştirilmiş, katlanmaması gerekenler kapı koluna özenle asılmışken annem masa başında TV'den usul usul gelen türkü sesiyle ütü yapmaya devam ederdi. O anı o kadar çok severdim ki yıllarca ve hala anneliği o anla özdeşleştirdim. Hep öyle bir kadın olmaya özendim mesela anne olduktan sonra, sabahları kimse uyanmadan evi güzel kokularla donatan bir kadın... Birkaç kez teşebbüs ettiysem de benim asıl uzmanlık alanım gece mesaisi olduğundan ve bu mesainin doğası asla ev işini kabul etmeyeceğinden annemin ayakta olduğu o namaz sonrası vakitleri hep uyuyarak geçirmeyi tercih ettim.
***
Yine sabahları uyandığımda gözlerim yarı açık yarı kapalı oturma odasına girdiğimde içime çektiğim müthiş bir koku daha var. Doğu'ya bakar bizim oturma odasının penceresi, güneş sabah o pencerede doğar ve içeriyi aydınlatır yavaş yavaş... Babam namazını o odada kılar ve seccadenin ucunu hafifçe kıvırarak yerde bırakır. Güneşin ışıkları seccadeye vurur eğik eğik... Çocukken odaya girdiğimde ilk dikkatimi çeken hemen o ışık hüzmesinin içindeki bana nedense çok mutlu gelen küçük tozcuklar olurdu. Sonra da adını koyamadığım o güzel koku... Güneşin bir yeri yeni yeni ısıtmaya başlamasının kokusu mu yoksa başka şeylerin kokusu mu bilmiyorum, kanepeye büzülüp en sevdiğim çizgifilmi bile açmadan bir süre o kokuyu içime içime çektiğimi hatırlıyorum.
***
Kafka'dan ve Dostoyevski'den bahseden bir deneme okuyorum bu sabah. Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ıyla Kafka'nın Dönüşüm'ünü karşılaştıran bir deneme... İnsanlar, böcekler, bunalımlar... Gençlikte okurken kendimi bu kitaplarda nasıl da bulduğumu hatırlıyorum, nasıl heyecanlandığımı zaman zaman. Neden şimdi sinik diyorum bütün bu acılar benim için, neden hissedemiyorum onları? Ve neden yazar Kafka'nın Babama Mektup'undan bahsederken ben babamdan ürkerek geçirdiğim yılları değil de işte o nefis kokuyu hatırlıyorum? Bir zamanlar tekrar tekrar okurken Oğuz Atay'ın Babama Mektup'unun bir benzerini yazmayı hayal ettiğimi hatırlıyorum ama içim titremiyor. Hemen geçmişte kendimdeki böyle değişimleri farkettiğim anlarda sorduğum soruları hatırlıyorum: Eyvah! Büyüyor muyum? Alışıyor muyum?
***
Yazar Kafka'dan, Dostoyevski'den ve Atay'dan bahsededursun benim aklım annemin ütü masasını konumlandırdığı yerin ayrıntılarına takılıyor, babamın seccadesinin sağ ucunun kıvrık oluşuna mana yüklemeye çalışıyorum. Ne büyüdüm, ne de alıştım, diyorum. Sadece değiştim. Artık böcek olmak istemenin halet-i ruhiyesinin kendi iç dünyamda karşılığını bulamıyorum belki ama annemin türkü dinleyip ütü yaparken hissettiği huzurun bir karşılığı bende var, işte tam şu anda, şu üç noktayı koyduğum anda...
* Tartmak: Eli çeneye, dirseği koltuk kenarına dayayıp uyur uyanıp vaziyette kalmak.
Slot Machine Casinos - Mapyro
YanıtlaSilFind the best and 경상북도 출장안마 newest slot machines at Mapyro. 용인 출장샵 Search for the newest and most 화성 출장샵 popular machines from across the United States. 익산 출장샵 Check for your 울산광역 출장샵 location.