4 Mart 2015 Çarşamba

Bana da Abla Dediler... Ama Bir Sor Niye Dediler?

http://recel-blog.com/bana-abla-abla-abla-dediler-dondum-baktim-resmen-bana-dediler/
Bu yazı, linkteki yazı ve yorumları üzerine yazılmıştır. 


Hamileliğim sırasında zaten var olan guatrımın bebeği etkilemesi endişesiyle sürekli tiroid kontrolüne gitmek zorunda kaldım. Bu kontrollerden birinde ultrason çektirmem gerekti. Ultrason odasına girip kurduğum ilk cümleden itibaren Doktor Bey kendini veteriner yerine koyup ben sanki orada söylenenleri anlamıyormuşum gibi hemşiresiyle konuşmaya başladı. Muhabbetin can alıcı cümlesi şuydu:
- İşte adam dedi ya üç çocuk diye, görüyorsun (kastedilen benim) herkes hamile...
Hemen ardından da bana dönüp:
- Mesela senin kaçıncı abla, diye sordu.

Hayır, o kafandaki "ev hanımı" imajı nasıl bir şey? Onun yanında, onu muhatap almadan onun hakkında konuşuyorsun, kadının özgür iradesi olmadığını ima ediyorsun ve bundan en ufak bir rahatsızlığın yok. Ya seni anlamayacağını yahut kızmayacağını mı düşünüyorsun?  Üstelik sadece sosyo-kültürel bir etiketleme değil; siyasî bir etiketleme de yapıyorsun. Benim tepkim bu son etiketlemeye oldu, sinirle: 
- İlk ve son inşallah, dedim.
- Aaa öyle deme abla, ev hanımının en az üç çocuğu olmalı bence. Benim eşim de doktor ama biz üçüncüyü düşünüyoruz, ev hanımı hayli hayli bakar.. (Kafa yapmıyor, siyasi içerikten bağımsız olarak böyle düşünüyor)
- Ben ev hanımı değilim...
- Öyle mi? Nedir meslek?

Söylememe gerek yok, bu dakikadan itibaren "Siz" oldum. Hamileliğim sırasında her girdiğim tartışmada zırıl zırıl ağlama gibi bir huy edindiğimden Doktor Bey'e haddini bildirmeyi göze alamadım. Öte yandan entelektüel olduğunu sanan Doktor Bey bana bir takım felsefî sorular sorarak muhabbeti uzattı. Sonrasında fakülteyi ziyaret edip orada sorularına cevap bulabileceği hocalarla görüşmek istediğini söyledi. Bozuntuya vermedim, davet ettim ve odadan çıktım.

Yukarıdaki doçent hanımın yazısını okuyunca aklıma bu anı geldi. Yani durumu kafamda genelleştirdikçe genelleştirdim. Bizim ülkemizde saygısızlığın patolojik bir rahatsızlık olduğu fikrine herkesin katılacağını düşündüm. Ancak yorumları okudukça şaşkınlıktan ağzım bir karış açık kaldı. Yorumlara göre kadın kompleksli bir kadındı, başörtüsünü içselleştirememişti hatta ne içtiyse aynından istediğim bir yorumcunun bakış açısıyla "bilimsel açıdan güvenilmezdi"... 
.
Hanımefendinin meselesi sanki başörtülü bir doçent olarak kendisine "abla" denilmesiymiş gibi abidik gubidik bir takım yorumlar yapılmış. Vay efendim, Türk insanı bir saygı ifadesi olarak kullanırmış "abla"yı, yok efendim, "abla" sempatikmiş vs... Hiç kusura bakmayın arkadaş, ben doktora "abi" diyemiyorsam, doktor da bana "abla" diyemez. Hele hele bu "abla"lık benim başörtümden, kadın oluşumdan, kılık kıyafetimden kaynaklanıyorsa hiç diyemez. Sadece bana değil, anneme, ablama, teyzeme, hiç kimseye diyemez.

Bu mesele ticari ilişkilerdeki tutumumuza da biraz benziyor. Benim hayatımdaki en güzel örneği kargo şirketleri... Son derece resmi şekilde işlem yapıyor; paketini teslim ediyor; hızlı gitmesi için ekstra ücret ödüyorsun. Vaktinde gitmeyince arıyor, hesap soruyor, " Abla insanlık hali işte, ulaştıramadık sonuçta" gibi bir cevap alıyorsun. Yahut bir paketi ev adresine, öbür paketi iş adresine istiyorsun; normalde sana kırk tane kıllık çıkarıp son kuruşuna kadar parasını alan firma iki pakette de aynı isim var diye ikisini birden iş adresine teslim ediyor. Daha bitmedi; kargolarım soyismin aynı olmasından dolayı apartmanın altında iş yeri bulunan kuzenime teslim edildiğinde aldığım cevap evlere şenlikti: "Abla biz abiyle (kuzenimi kastediyor) tanışırız, kendisini çok severim,  yukarı çıkmamak için ona teslim ettik..." Ne dememi bekliyordu acaba? "Aaa öyle mi, bundan sonra da ona bırakın, zahmet olmasın size..."

Etrafımızda gördüğümüz tipik Türk insanının kafası budur, biliyorum. Ancak ben her gittiğim yerde, bakkalda, manavda, pazarda, takside bir hanımefendi gibi karşılanmak istediğimi ifade etmiyorum. Ben özellikle sosyo-kültürel/ meslekî ortamı itibariyle başkalarıyla muhatap olamadığı biçimde benimle muhatap olabileceğini sanan insanlara karşıyım. Doktor Bey'in yanına son derece modern giyimli bir hanım girseydi acaba tavrı bu mu olacaktı? Varsayalım öyle, mesleğimi öğrendikten sonraki hitabı neden değişti o zaman? Kargo firmaları son derece resmi çalışmak zorunda olan firmalar, değil mi? Ben onlardan "ya bir kargom var ama hiç gelecek durumda değilim, geçerken bir uğrasanız da alsanız paketi" şeklinde taleplerde bulunmuyorsam onların da bana böyle davranmaya hakkı yok.

Öte yandan bu acayip hitap tarzı ve davranış biçimi görmüş geçirmiş yurdum insanında da yoktur arkadaş. Annemin, tipik bir Türk kadını olarak, hiç tanımadığı bir insana herhangi bir samimiyet emaresi yokken "Sen"le hitap ettiğini hatırlamıyorum. Özellikle Türk toplumunca kutsanmış bir takım meslek erbabına hitabı son derece saygılıdır: Doktor Bey, Öğretmen Hanım, Hoca Hanım... Bu yalnızca annemin tarzı da değildir. Yaş ilerledikçe "Doktor bey evladım"; "Doktor bey oğlum"a dönüşebilir hitaplar vardır normal Türk insanının dilinde. Bunun karşılığı muhatabın gönlünü okşayan kibarlaştırılmış "Teyzecim, amcacım" benzeri hitaplardır ve yaşı iyice kemale ermiş olanlar için istisnai bir durumdur. Yoksa kırklı yaşlarda bir kadın size "Mühendis Bey" dediğinde, "Yenge" diye karşılık verirseniz, bunun nedeni evet, tıpkı yazıda da belirtildiği gibi başörtüsüdür, giyim kuşam tarzıdır, şivedir, ağızdır; inkar edemezsiniz.

Özetle mesele sadece bir hitap meselesi değildir. Eğer böyle olsaydı hoşgörüyle yaklaşıp tahammül göstermek çok daha kolay olurdu. Nitekim pazarda alışveriş yaparken pazarcının "abla" diye hitap etmesi kimseyi rahatsız etmez. Zira pazarda herkes "bir"dir; kimse sizi ötekileştirmez. Ama bir doktor sizi muhatap almadan eşinize yöneliyorsa, bu kırıcıdır. Fakülte koridorlarında hoca olabileceğinize dair en ufak bir şüphe geçmiyorsa karşınızdakinin zihninden, bu rahatsız edicidir. Çünkü ortada görsel imaja dayalı hiyerarşik bir konumlandırma söz konusudur. Yani hitap sahibi kendisini sizin üstünüzde konumlandırıyor, çünkü kendisini "yurdum insanı"ndan üstün görüyor. Dolayısıyla görsel imajınız "yurdum insanı"na uydukça size bir şeyi beş yaşında bir çocuğa anlatır gibi anlatabilir; sosyo-kültürel ve siyasi olarak sizi etiketleyebilir; cehaletle damgalayabilir; kaba davranabilir; hakaret edebilir. Bunlara da mı katlanmak gerekiyor? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder